• +90 212 325 23 00
  • Levent Mah. Beyazkaranfil Sok. No:18 Posta Kodu:34330 Beşiktaş/İSTANBUL

Depremde Zarar Görenlerin Hakları Ve Cezai Sorumluk Halleri

Depremde Zarar Görenlerin Hakları Ve Cezai Sorumluk Halleri

Depremde Zarar Görenlerin Hakları Ve Cezai Sorumluk Halleri

  • 30.01.2020

Depremde Zarar Görenlerin Hakları Ve Cezai Sorumluk Halleri

 

24.01.2020 tarihli Elazığ Depreminde yakınlarını kaybedenlere başsağlığı diliyoruz. Kısa zamanda maddi ve manevi kayıplarını telafi edebilmelerini ümit ediyoruz.

 

GİRİŞ

 

Meydana gelen deprem felaketleri ile karşılaşan vatandaşlar, maddi ve manevi her türlü zararlarının karşılanması için bir kısım hukuk yollarına müracaat edebilirler. Bu hususta zarar gören vatandaşların müracaat edebilecekleri hukuk yolları kısaca aşağıdaki şekilde özetlenmiştir.

 

YÜKLENİCİNİN VE İNŞAYA KATILAN DİĞER SÜJELERİN DEPREM SEBEBİYLE HUKUKİ SORUMLULUKLARI

Depremin neticesinde binanın yıkılması sonucu meydana gelen ölüm yada yaralanmalarda binaların proje müellifi mimar ve mühendisler, binaları inşa eden müteahhit ve yükleniciler, yapı denetim kuruluşu aracılığı ile yapılan bir yapı söz konusu ise bu kuruluşların sorumluları hakkında maddi ve manevi tazminat talepleri Borçlar Kanunu 49. maddesine göre haksız fiil sebebiyle açılmaktadır. Bunun dışında eser sözleşmesi hükümleri gereğince sonradan çıkan gizli ayıptan dolayı ilgili kişilerin hukuki sorumlukları bulunmaktadır. Hasar gören binada birden fazla kişinin sorumluluğu mevcut ise, bu kişiler kusurları oranında müştereken sorumlu olacaklardır. Ev/arsa/bina sahibinin müterafik (Bölüşük) kusuru varsa hakkaniyete uygun bir indirim yapılmalıdır. Hasar gören yapıda birden fazla kişi, şirket, müteahhittin sorunluluğu varsa, kendi aralarında birebirlerine rücu edebilecekleri gibi, dava açıldığında da açılan davayı sorumlu olduğunu düşündükleri kişilere ihbar etmeleri gerekecektir. Bu kişiler açısından dava arkadaşlığı bulunduğundan, hepsine karşı birlikte husumet yöneltilerek dava açılabilecektir. Zarar gören binanın konut sigortası olmasına rağmen sigorta şirketi yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınıyorsa sigorta şirketine karşı da açılacak davada husumet yöneltilmelidir.

 

İlgili kişilerin hukuki sorumluluğu sadece ölüm yada yaralanma halleri ile sınırlı olmayıp, binadaki yıkım yada hasar sebebi ile uğranılan diğer zararlar da tazmin sorumluluğu kapsamındadır. Zarar gören yapı emsali bir yapının ikamesi için ödenmesi gereken emsal kira bedeli de; ayıplı yapıdaki ayıbın makul sürede giderilmesi süresince talep edilebilecektir. Manevi tazminat talepleri de bu kapsama dâhildir.

 

Binalarını kendileri inşa eden depremzedeler de, binanın bir proje ve onay prosedüründen geçilerek inşa edilmesi halinde prosedürde hatası bulunan mimar veya mühendisler, denetim kuruluşu sorumlusu ile onay mercii olan idari yetkililer ile ilgili olarak, görevli mahkemede dava açma hakkına sahiptir.

 

Haksız fiil davalarındaki zaman aşımı Borçlar. Borçlar Kanunu 72. maddesine göre zarar görenin, zararı ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zararı doğuran haksız fiilin işlenmesinden itibaren 10 yıldır. Deprem sonucu yıkılan binalar sebebi ile açılan tazminat davalarında

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararları ile, zamanaşımının başlangıcını zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir.

 

Deprem sonrası zarar gören kişilerin malvarlığını kısmen veya tamamen yitirilmesi durumunda meydana gelen zararın tespiti için taşınmazın bağlı bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemelerine müracaat ederek zarar tespiti yaptırmaları önerilir. Zarar tespiti yapılırken özellikle hasar gören kısımların resimlerinin çekilmesi, kamera kayıtlarının yapılması, tespit sırasında taşınmazda meydana gelen her türlü hasarın kayıt altına alınması önemlidir. İyi bir zarar tespiti yapılabilirse, ana tazminat davası aşamasında yapılacak keşif süreci belenmeksizin zarar gören yapının tamiri, tadilatı, yenilenmesi yapılabilir. Aksi takdirde doğrudan dava açılması asıl görevli mahkemenin zarar tespiti için keşif yapmasını beklemek, zarar gören taşınmazın tamiratı ve tadilatını geciktirebilecektir. Depremden zarar görenler; mahkeme harçları ve giderleri için ise 4539 sayılı Doğal Afet Bölgelerinde Afetten Kaynaklanan Hukuki Uyuşmazlıkların Çözümüne Ve Bazı İşlemlerin Kolaylaştırılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabulü Hakkında Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunun 334.maddesi gereğince adli yardım hakkından faydalanabilirler.[1][1]

 

YÜKLENİCİNİN VE İNŞAYA KATILAN DİĞER SÜJELERİN DEPREM SEBEBİYLE CEZAİ SORUMLULUĞU

Deprem neticesinde meydana gelen ölüm yada yaralanmalarda binayı yapan müteahhidin ve diğer süjelerinde cezai sorumluluğu söz konusu olacaktır. Burada suç tarihi, binanın yıkıldığı tarihtir.

 

Ceza Hukuku açısından, deprem sonrası yıkılan binalarda müteahhidin cezai sorumluluğunda "Taksirle Ölüme veya Taksirle Yaralamaya Neden Olma" suçlarının incelenmesi gerekir. Kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile başka bir kimsenin hayatına son vermesi, "Taksirle Ölüme Neden Olma" suçunu oluşturmaktadır. Bu suç Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinde; "Taksirle Yaralama" suçu ise 89. maddesinde düzenlenmiştir.

 

Bu suçlarda cezai sorumluluğu saptanırken öncelikle, müteahhidin yıkılan binanın yapımında taksir niteliğinde bir kusurunun olup olmadığı ve bu taksirli fiil ile binanın yıkılması arasında bir nedensellik bağı olup olmadığı belirlenmelidir.

 

Burada bilinçli taksir üzerinde de durulmasında yarar vardır. Bilinçli taksirde basit taksirden farklı olarak fail, öngördüğü neticenin gerçekleşmesini istememesine rağmen, kişisel yeteneğine yada şansına güvenerek, kusurlu harekette bulunur. Basit taksirde ise failin, öngörülebilir bir neticeyi öngörmemesi söz konusudur. Bilinçli taksir söz konusu ise, taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

 

Deprem neticesinde meydana gelen ölüm yada yaralanmalarda suç tarihi, binanın yıkıldığı tarihtir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 4.3.2003 tarihli 2002/314E-2003/15K sayılı kararı)

 

İDARENİN DEPREM SEBEBİYLE HUKUKİ SORUMLULUĞU[2]

İdare Hukukunda sorumluluk İdarenin kusurlu sorumluluğu ve kusursuz sorumluluğu olarak iki şekilde ortaya çıkar. İdarenin kusurlu sorumluluğu, kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi ya da kötü işlemesi hallerinde söz konusu olur. Hizmet kusuru olarak değerlendirilen bu hallerde idarenin sorumluluğu bulunmaktadır. İdarenin kusursuz sorumluluğu ise sosyal devlet ilkesinin sonucu olarak, faaliyetleri artan idarenin, kusuru olmasa bile faaliyet ile zarar arasında nedensellik bağının bulunması halinde zarardan sorumlu tutulması durumudur. İdare bünyesinde tehlike barındıran faaliyetlerinden kaynaklanan zarardan kusuru olmasa dahi sorumludur. Bazı durumlarda ise İdarenin, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereğince kusursuz sorumluluğu söz konusu olur.

 

Mücbir sebep, beklenmeyen hal yada üçüncü kişinin veya zarar görenin davranışı idarenin sorumluluğunu azaltabilir yada tamamen ortadan kaldırabilir. Burada depremin mücbir sebep kabul edilip edilmeyeceği üzerinde durulmalıdır. Deprem kuşağında yer alan, depremlerin yaşandığı bir bölgede meydana gelen depremin mücbir sebep olarak nitelendirilmemesi gerekir. Dolayısıyla idare, depremin yol açabileceği zararları minimize etmek için gerekli önlemleri almamış olması halinde, hizmet kusuru sebebi ile sorumluluğu olmalıdır. İdare depremin yol açabileceği hasarı önlemeye yönelik öncesinde gerekli tedbirleri almakla, denetimleri yapmakla yükümlüdür. Nitekim Danıştay, 29.6.2007 tarih, 2005/1353E, 2007/6248 K sayılı kararı şu şekildedir:

 

“Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır.

 

Binasını kendisi yaptığı halde zarar görenler deprem öncesinde deprem ve yapı güvenliğine uygun bir kentleşme, zemin seçimi, denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen Şehircilik ve Çevre Bakanlığı, Valilik ve ilgili belediyelere karşı tazminat davası açılabileceklerdir. Zarar tarihinden itibaren 1 yıl içinde ilgili idarelere yazılı başvuru yapılarak maddi ve manevi tazminat talebi iletilmelidir. Bu taleplerin yazılı reddi veya talep hakkında 60 gün içinde cevap verilmemesi halinde talep zımni olarak reddetmiş sayılacağından bu süreyi takip eden 60 gün içinde, yetkili idare mahkemesinde açılacak dava ile maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Bina yapım işlemi malik dışında başka bir kişi ya da kurum tarafından yapılmış olsa dahi, bu inşaatı yapanlar, zarar görenlere ödemiş oldukları maddi ve manevi tazminat giderleri karşısında ilgili idari kuruma müracaat ederek zararlarının karşılanmasını talep edebileceklerdir.”

 

Kamuoyunda "imar affı " olarak bilinen, 2981 sayılı Yasa'ya da değinmekte yarar vardır. Bu yasa ile imar mevzuatı dışına çıkan yapılara belirli koşullarla yapı kayıt belgesi verilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, yıkılan ya da hasar gören binalarda, 2981 sayılı Yasa uyarınca başvuru yapılarak yapı kayıt belgesi alınmış olması halidir. Yapı kayıt belgesi verilirken, binanın dayanıklılığına ilişkin gerekli koşulları taşıyıp taşımadığı hususunun incelenmemiş olması durumunda, İdarenin hizmet kusurunun varlığı kabul edilmelidir. Şayet bina sahibinin de bu hususta kusuru varsa denkleştirişi adalet ilkesi gereğince tazminat oranları belirlenmelidir.

 

SİGORTA ŞİRKETLERİNE BAŞVURU

Depremde zarar gören kişilerin meydana gelen zararlarının tahsili için başvurmaları gerek bir kısım yol ve yöntemler bulunmaktadır. Bu alternatiflerden en hızlı çözüm alınacak olan yol ise; şayet zarar gören taşınmazın sigortası mevcut ise, ilgili sigorta şirketine başvurularak meydana gelen zararın tazmininin talep edilmesidir.

 

6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu gereğince, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tabi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binalar, bu binalar içinde yer alan ve ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile doğal afetler nedeniyle devlet tarafından yaptırılan veya verilen kredi ile yapılan meskenler zorunlu deprem sigortasına tabidir.

 

Yukarıda sayılan her hangi bir taşınmaz türüne sahip olup, DASK sigortası yaptırmış olan ve zarar gören kişi, deprem ve deprem sonrasında meydana gelen yangın, infilak, yer kaymasının neden olabildiği maddi zararları, poliçede yazılan limitler çerçevesinde nakit şekilde karşılanması talebinde bulunmalıdır.

 

Zorunlu Deprem Sigortası sahiplerinin, teminat kapsamındaki deprem ve deprem kaynaklı zararlarının bildirimi için; ALO DASK 125 hattı aranabilir, sitemizde bulunan ONLİNE HASAR İŞLEMLERİ, (https://dask.gov.tr/online-hasar-islemleri.html) takip edilebilir, ya da DASK adına, Zorunlu Deprem Sigortası poliçesini düzenleyen Sigorta Şirketi ve/veya Acenteye müracaat edilebilir. DASK'ın Zorunlu Deprem Sigortası'ndan faydalanabilmek için binanın tamamen ya da kısmı olarak zarar görmüş olması fark etmez; küçük ya da büyük maddi zararlar için de tazminat talep edilebilir. Başvuru sırasında; Hasar Bildirimi (TC kimlik veya poliçe numarası ile), Güncel Tapu Bilgisi, Hasar Yeri Açık Adresi (Eksper gönderimi ve değerlendirmesinin kolaylığı için), Sigortalı Telefonu (Sabit ve/veya cep) bildirilmelidir. Ayrıca, sigortalı bina üzerinde Zorunlu Deprem Sigortası poliçesinin yanı sıra deprem teminatı içeren başka bir sigorta poliçesi de bulunuyorsa, bu konuda da DASK'a bilgi verilmelidir.

 

Depremde zarar gören kişinin DASK dışında başka bir sigorta anlaşması varsa, DASK'a yada özel sigorta şirketine başvurma konusunda seçimlik hakkı bulunmaktadır.

 

Konut sigortası yaptıranlar ise; DASK'a oranla daha fazla riske karşı güvenceleri bulunduğundan, bu güvencelerle hem binalar hem de evin içindeki eşyalar koruma altına alındığından, konut sigortasını yaptırmış oldukları sigorta şirketlerine müracaat ederek zararlarının karşılanmasını talep edebilirler.

 

Av. Banu DEMİR

 

KAYNAKÇA

“Depremzedelerin Yasal Hakları”, https://m.bianet.org/bianet/print/134156-depremzedelerin-yasal-haklari, (30.01.2020)

BUDAKTEPE Adil, “Depremden Dolayı İdarenin Sorumluluğu”, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 17-18, Sayı: 26-27-28-29, Yıl: 2012-2013,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/214039, (30.01.2020)

 

[1] “Depremzedelerin Yasal Hakları”, https://m.bianet.org/bianet/print/134156-depremzedelerin-yasal-haklari, (30.01.2020)

[2] BUCAKTEPE Adil,  "Depremden Dolayı İdarenin Sorumluluğu",Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 17-18, Sayı: 26-27-28-29, Yıl: 2012-2013,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/214039, (30.01.2020)


Etiketler: Deprem, zarar, tazmin, hukuki sorumluluk, cezai sorumluluk, idari sorumluluk, sigorta,