• +90 212 325 23 00
  • Levent Mah. Beyazkaranfil Sok. No:18 Posta Kodu:34330 Beşiktaş/İSTANBUL

Koronavirüs (COVID-19) ve Sözleşme Hukuku Kapsamında Mücbir Sebep

Koronavirüs (COVID-19) ve Sözleşme Hukuku Kapsamında Mücbir Sebep

Koronavirüs (COVID-19) ve Sözleşme Hukuku Kapsamında Mücbir Sebep

  • 22.03.2020

Koronavirüs (COVID-19) ve Sözleşme Hukuku Kapsamında Mücbir Sebep

 

Giriş

Koronavirüs (COVID-19), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüs olarak ortaya çıkmıştır. Salgın, başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır.[1]

Dünya genelinde vaka sayısı 237 bin 996’ya ulaşırken covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 9 bin 819 olmuştur. Covid-19, Antartika hariç tüm kıtalara ve Türkiye dahil 120'den fazla ülkeye yayılmıştır. 11 Mart'ta Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü "pandemi" (salgın) olarak sınıflandırdırmıştır.[2]

Bu hastalık nedeniyle ülkeler farklı tedbirler almaya başlamışlardır. Her ne kadar bu alınan tedbirler ülkeden ülkeye farklılık arz etse de; temelde alınan tedbirler; bulaşıcı olan bu hastalıktan öncelikli olarak vatandaşların korunmasıdır. Alınan tedbirler kapsamında; pek çok fabrika ve işletme ya üretimine ara vermiş ya da çalışanlarının evden çalışmasını sağlamış, tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu gibi insanların toplu olarak bulunabilecekleri yerlerin faaliyetleri geçici bir süreliğine durdurulmuş, eğitime ara verilmiş, bazı ülkeler sokağa çıkma yasağı uygulamasına başlamışlardır. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı ülkelerde vatandaşlar sadece alışverişe veya hekime gitmek için dışarıya çıkabilmektedirler. Birçok ülke yurt dışına çıkışları durdurduğu gibi, kendi ülkelerine yapılacak seyahatlerde de sınırlamalar getirmiştir. Ülkeler genelde temel kamu hizmeti veren kurum ve işletmeler açık kalabilecek mahiyette tedbirler almaya başlamışlardır.[3]

Bu virüsten kaynaklanan tedbirler, sosyal hayatı derinden etkilediği gibi, ekonomik hayatı da çok derinden etkilemekte olup, uzun bir zaman daha etkilerini sürdürmeye devam edecektir.

Alınan tedbirler geçici de olsa; ülke sınır kapılarının kapatılması, ulaşımın engellenmesi ve virüsün yoğun olarak görüldüğü ülkelerde fabrikaların ve işyerlerinin faaliyetini durdurması gibi aksiyonlar, özellikle turizm, ihracat ve ithalat faaliyeti ile uğraşan firmaları ciddi ekonomik sonuçlar ile karşı karşıya bırakabilecek gibi görünmektedir. Küresel ekonominin yavaşlamasına sebep olabileceği görülmektedir.[4]

20 Mart 2020 tarihinde Forbes Dergisinde yayınlanan bir makaleye göre; COVID-19 sebebiyle ülke ekonomilerinin yaklaşık% 20'si ciddi risk, % 5'i orta risk ve % 75'i hafif risk altında kalacaktır. Çok kısa zaman da dünya borsalarında %5 ila %20 arasında kayıplar yaşanmıştır.[5]

Ekonomi üzerindeki bu yansımalar bir sonraki aşamada hukuk dünyasında bir kısım sonuçlar meydana getirmeye başlayacak, özellikle sözleşme hukuktan kaynaklanan birçok konu mahkemelerin önüne dava konusu olarak gelecektir. Her ne kadar dünya üzerinde daha önceden de benzeri durumlar yaşanmış olsa da; globalleşen dünyada bu virüsün etkileri çok hızlı bir şekilde, dünya üzerine yayılmış olmakla kısa süre sonra hem dünya ölçeğinde hem de ülke bazlı olarak ekonomik hayat etkilenecek, birçok sözleşme tarafı, bu olağanüstü gelişmeden dolayı, ya edimlerini hiç yerine getiremeyecek, ya da edimlerini ertelemek zorunda kalacaklardır. İleride meydana çıkacak olan hukuki uyuşmazlıklar en çok duyacağımız sözcük “mücbir sebep” olacaktır.

Kanunlarımızda; “mücbir sebep” durumu; “ifa imkânsızlığı” ya da “mücbir sebep” olarak farklı başlıklar altında düzenlenmiştir. Bu durum temel düzenleme sayılan Borçlar Kanunu’nda, “İfa imkânsızlığı” Başlığı altında 136.madde de düzenlenmiştir. Yine devam eden maddelerde; "Kısmi ifa imkânsızlığı” (madde 137) ve “Aşırı ifa güçlüğü” (madde 138) başlıkları altında ifa edilememezlik durumları düzenlenmiştir.

Sözleşme, belirli bir hukukî sonucu meydana getirmek için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarından oluşan hukukî işlemdir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı kararlaştırılan alacağa sahip olur, borçlu ise alacaklıya karşı belirlenen edimi yerine getirmek zorunda kalır. Sözleşme ilişkisi geçerli olarak kurulduktan sonra, borçlu yararı bulunmadığı gerekçesiyle borcunu ifadan kaçınamaz. Zira, sözleşmelerin temel prensibi tarafların taahhüt ettikleri edimi ifa etmekle yükümlü olmasıdır. Buna “sözleşmeye bağlılık” ilkesi denir.[6]

Sözleşmenin kuruluşundan sonra, tarafların sözleşme ile düzenledikleri menfaatlerini etkileyen durumlarda değişiklik olabilir. Sözleşme içeriği ve önemli değişiklikler arasındaki uyumsuzluk sözleşme riski olarak adlandırılır. Mücbir sebepte bunlardan bir tanesidir. Zira, mücbir sebep sürekli nitelikteyse borcun ifası imkânsızlaşır ve borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık (TBK m. 136) meydana gelir. Bu hâlde, taraflar arasında risk dağılımı yapılması gerekir. Bir başka deyişle, mücbir sebebin meydana getirdiği ifa imkânsızlığına kimin katlanacağı belirlenmelidir. Türk hukukundaki gibi kusur sorumluluğunun kabul edildiği sistemlerde mücbir sebep, zarar vereni ve borçluyu sorumluluktan kurtaran bir olaydır.[7]

Mücbir sebep; borçlar hukuku, vergi hukuku, ihale hukuku ve diğer hukuk dallarından sonuç doğuran bir etkiye sahiptir. Koronavirüs sebebiyle özellikle vatandaşları ve ticari işletmelerin çoğunu ilgilendirecek olan husus; Borçlar Hukukundaki düzenlemeler kapsamında gündeme gelecek ve bu düzenlemeler kapsamında çözüm aranacaktır.

Mücbir sebep, "Sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline, mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır."[8] Borçlar Kanunu’nda özellikle mücbir sebep tanımlanmamış, “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.” Şeklinde düzenleme yapılarak, bu hususun tanımı daha çok doktrin ve mahkeme kararlarına bırakılmıştır. Borçlar Kanunu’nda sadece ürün (hasılat) kirasında deftere kaydedilen eşyanın uğradığı zarardan kiracının sorumluluğunda (TBK m. 373/11), konaklama yeri işletenlerin sorumluluğunda (TBK m. 576/I) ve garaj, otopark ve benzeri yeri işletenlerin sorumluluğunda (TBK m. 579/I) mücbir sebep bu kişileri sorumluluktan kurtaran bir neden olarak açıkça belirtilmiştir.[9]

Güncel 38 yasada “mücbir sebep” kavramı geçmektedir. Bunların başlıcaları; Gelir Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’dur.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 2/1.maddesinde göre mücbir sebep halleri;  ağır kaza, ağır hastalık, tutukluluk, vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak, yangın, yer sarsıntısı gibi afetler, su basması gibi afetler; kişinin iradesi dışında meydana (vukua) gelen mecburi kayıplar (gaybubetler), sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısı ile defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması; gibi haller sayılmıştır.

Kamu ihale sözleşmeleri açısından mücbir sebep halleri 4735 sayılı Kanun, Tip İdari Şartnameler ve Tip Sözleşmelerde tek tek sayılmıştır. 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun “Mücbir Sebepler” başlıklı 10 uncu maddesinde; a) Doğal afetler, b) Kanuni grev, c) Genel salgın hastalık, d) Kısmi veya genel seferberlik ilanı, e) Gerektiğinde Kurum tarafından belirlenecek benzeri diğer haller” mücbir sebep olarak kabul edilebilecek haller olarak sayılmıştır.[10]

Genel salgın hastalık da bunlardan bir tanesidir. 11 Mart'ta Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü "pandemi" (salgın) olarak sınıflandırdırmıştır.

Mücbir sebep borcun ifasını sürekli olarak imkânsızlaştırıyorsa borçlunun sorumlu olmadığı ifa imkânsızlığı vardır. Mücbir sebep, haricî ve önlenemez olmalıdır. Borçlu, kaçınılmaz ve önlenemez bir olaya ilişkin tedbir alamayacağı için borçlunun bu tedbirleri alıp almadığını araştırmaya gerek yoktur. Zarara sebep olan olay, haricî ve karşı konulamazsa mücbir sebeptir.[11]

Mücbir sebebin varlığı hâlinde, borçlu meydana gelen zarardan sorumlu değildir. Olağanüstü olaylar, karşı konulmaz, öngörülemez ve doğal olarak korunulamaz olduklarından bu olayların kanıtlanmasında bir güçlük yoktur. Hâkim, hayatın olağan akışı içinde birden ortaya çıkan ve olağanı aşan şiddet ve önemdeki olayı mücbir sebep olarak kabul eder[12].

Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü "pandemi" (salgın) olarak sınıflandırdırmış olması, ülkelerin almış oldukları tedbirler, bu hususun herkes tarafından biliniyor olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, Sözleşmenin tarafı olan bir çok kişi ve şirket, mevcut bu vehamet karşısından, mahkemelere dahi müracaat etmeden kendi aralarında sorunun çözümünü arayacaklardır.

Sözleşme ilişkisinde ise borçlu, mücbir sebepten dolayı borcunu ifa edemediğini ispatladığı takdirde borcun yerine getirilmemesinden sorumlu olmayacaktır. Mücbir sebep borçluyu tazminat ödeme yükümlülüğünden kurtaracatır.

Mücbir sebep beklenmeyen hâle kıyasla daha şiddetli ve yoğundur. Beklenmeyen hâlin varlığı için bunun sonuçlarının herkes bakımından kaçınılmaz olması aranmaz. Beklenmeyen hâlde kaçınılmazlık sadece somut olaydaki borçlu yönündendir, nispîdir. Mücbir sebepte ise kaçınılmazlık mutlaktır. Bu sebeple, her mücbir sebep beklenmeyen hâldir; ancak, her beklenmeyen hâl mücbir sebep değildir. Nitekim, TBK m. 119’da158 yer alan “beklenmedik hâl” ifadesi hem beklenmeyen hâli de hem de mücbir sebebi kapsamaktadır.[13]

Beklenmeyen hâl ile mücbir sebep arasındaki bir başka fark, bunların sonuçları açısındandır. Sözleşme ilişkisinde ortaya çıkan olay sonucu borcun ifası ne kadar güçleşmiş olursa olsun yerine getirilebiliyorsa mücbir sebep yoktur; beklenmeyen hâl vardır. Bir başka deyişle, mücbir sebep aşırı ifa güçlüğü sonucunu doğurmaz. Mücbir sebep zorunlu veya zorlayıcı bir olaydır. Doğa olayları, hukukî olaylar, insan kaynaklı, yani beşerî olay ve davranışlar, sosyal olaylar mücbir sebep teşkil edebilir. Mücbir sebep sayılan şiddetli fırtına, tufan, tayfun, kasırga, don, volkanik etkinlikler, deprem, yer çökmesi, heyelan, tsunami, sel, kuraklık doğa olayıdır (ICC Mücbir Sebep Klozu 2003, par. 3).[14]

İleri sürülen mücbir sebep, her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü "pandemi olarak tanımlamış olması, bu durum bir olgu ve olay olmasına rağmen, her sözleşme ilişkisi açısından doğrudan durum ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Asgari bir kısım şartların varlığı halinde her somut olaya göre değerlendirme yapmak gerekecektir.

Yargıtay 13. HD’nin 2011/13789 Esas ve 2012/2428 Karar Sayılı Kararında; “2006 yılına oranla rekoltede gerçekleşen % 20-24 oranındaki azalmaya uygun bir teslim takvimi de önermediği, davacı şirket tarafından mücbir sebep olarak kabul edilmesi istenilen küresel ısınma ve buna bağlı kuraklık sorununun aniden ortaya çıkan bir durum olmadığı, bu konuda alınmış bir doğal afet kararının bulunmadığı, yıllar itibariyle söylenegelmekte olan "küresel ısınma" ve buna bağlı kuraklık olayının ayçiçeği üretimini de etkileyebileceğini öngörebilmesi, tedbirlerini alması, ihalede fiyat teklifinde bulunurken bu hususları öngörebilmesi gerekmektedir.” Şeklindeki kararı ile; her bir doğal olayın mücbir sebep sayılamayacağına karar vermiştir.

Günümüz teknolojileri tarafından sunulan imkânlar da birlikte değerlendirildiğinde, ülkeler tarafından koronavirüsle mücadele kapsamında alınan tedbirlere de uyulmak suretiyle bir kısım hizmetler üretilebiliyor, bir kısım edimlerin yerine getirilmesi mümkün ise; bu durumlarda bu salgın hastalık ileri sürülerek, mücbir sebebin varlığından dolayı her türlü sorumluluktan kurtulmak mümkün olmayabilecektir. Bu durumlarda da Borçlar Kanunu’nun 138.maddesi kapsamındaki düzenleme gereğince; sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması yöntemi kullanılabilecektir.

Mücbir sebebin varlığı için olayın meydana gelmiş olması gerekir. Olayın ortaya çıkma tehlikesinin veya ihtimalinin bulunması mücbir sebep için yeterli değildir. Birden fazla olay da mücbir sebep sayılabilir. Mücbir sebebi doğuran olayın tek bir olay olması gerekmez.[15]

Genel kabule göre; mücbir sebebin varlığını iddia eden bunu ispatla yükümlüdür. Fakat mevcut salgın hastalığın herkes tarafından biliniyor olması, herkes tarafından bilinebilecek mahiyette olmasından dolayı, ayrıca genel bir ispat külfetine gerek kalmayacaktır. Bu durumda ise; mücbir sebep ile meydana gelen ifa imkânsızlığı arasındaki illiyet bağının kurulması ve ispat edilmesi gerekecektir.

Yargıtay 11. HD’nin 2012/1378 Esas ve 2013/2019 Karar Sayılı Kararı; “Uyuşmazlık, taraflar arasındaki 02.04.2010 tarihli sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Davalı taraf sözleşme ile üstlendiği edimin ifasını o tarihlerde mevcut mücbir sebep nedeniyle gerçekleştiremediğini savunmuştur. Mahkemece de yukarıda yazılı gerekçe itibariyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 23. maddesinde mücbir sebep, grev, siyasi kriz gibi nedenlerle programın gerçekleştirilememesi halinde, alınan ücretin iade edilmeyeceği kabul edilmiştir. Ancak, sözleşmenin ifasını olanaksız kılan mücbir sebebin varlığını ispat külfeti bu durumu iddia eden davalı tarafa aittir. Duruşmada dinlenen davalı tanığı sözleşmede kararlaştırılan tarihte Tahran’da gerçekleşen bir olay nedeni ile sokağa çıkmanın tehlikeli olduğunu beyan etmiştir. Dosyada mevcut deliller itibariyle sözleşmeyle taahhüt edilen organizasyona bir kısım İran uyruklu müşterilerin katıldığı anlaşıldığına göre anılan tarihte mücbir sebep olarak kabulünü gerektirir bir siyasi krizin ve sokağa çıkma yasağının bulunup bulunmadığı, böyle bir durum söz konusu olması halinde dahi davalının tüm iş bağlantılarını sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirdiği halde kararlaştırılan tarih ve yerde toplantının imkânsız hale geldiğini kanıtlaması gerekir. Bu bakımdan, belirtilen hususlarda ispat külfetinin davalı tarafa ait olduğu dikkate alınarak inceleme ve değerlendirme yapılmak gerekirken eksik inceleme neticesi yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” Şeklinde karar vermiştir.

Yargıtay bu kararında özellikle; meydana gelen ifa imkânsızlığı ile iddia edilen mücbir sebep arasında makul ve mantılı bir bağın kurulmasını gerektiğin vurgulamıştır.

Mücbir sebep, tarafların kusurundan bağımsızdır. Bu sebeple, borçlunun mücbir sebebin meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekmez. İfa imkânsızlığı, borçlunun kusuru sonucu meydana gelmişse mücbir sebep söz konusu olmaz. Borçlu, kusuru sonucu ortaya çıkan ifa imkânsızlığından sorumludur.[16]

 

Mucbir Sebebin Unsurları Kısaca Aşağıdaki Şekildedir

Mücbir sebebin varlığı için; 1-Olay, 2- Haricilik, 3-Bir davranış normunun veya borcun ihlali, 4-İlliyet bağı, 5-Kaçınılmazlık, 6-Öngörülmezlik unsurlarının bulunması gerekir.[17]

Meydana Gelen Bir olayın Olması

Mücbir sebebin ileri sürüleceği taraflar arasında öncelikle bir hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir uyuşmazlık olmalıdır. Bu uyuşmazlıkta “İfa imkânsızlığı”, “Kısmi ifa imkânsızlığı” ya da “Aşırı ifa güçlüğü” şeklinde tezahür edebilecektir.

Bu olayın Dış Etkilerden Kaynaklanması

Sözleşmenin ya da edimi yerine getirecek olanları eylem ve davranışları dışında dış etkilerden kaynaklanan bir sebebin varlığı gereklidir. Genel anlamda mücbir sebep hali, doğadan veya üçüncü kişilerin davranışlarından kaynaklanmaktadır.[18]

Meydana Gelen Olayın Kaçınılmaz Olması

Mücbir sebebin en önemli unsuru ise kaçınılmazlıktır. Mücbir sebep, mutlak ve kaçınılmaz olarak borcun ihlâline sebep olmalıdır. Kaçınılmazlık, objektif ve mutlak bir kavramdır. Mücbir sebebin varlığı için olayın doğuracağı sonuçların öngörülemez  olması gerekir.[19]

Koronavirüs ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında ortaya çıkmış 13 Ocak 2020’de tanımlanabilmiştir. Dünya üzerinde diğer ülkelere yayılması ise; daha sonraki 1-2 ay içinde gerçekleşmiştir. Bu hastalık mücbir sebep olarak ileri sürülecek ise; uyuşmazlık konusu sözleşmenin yapıldığı tarih te önem arz edecektir. Bu hastalığın pandemik bir hastalık olarak tanımlanması, sosyal ve ekonomik hayattaki etkilerinin ortaya çıkmasından sonra yapılan ya da yapılacak sözleşmeler kapsamında Koronavirüsünün ekonomi üzerinde meydana getirdiği etkiler mücbir sebep olarak ileri sürülemeyecektir. Çünkü sözleşme taraflarının Koronavirüsten kaynaklı etkileri, gecikmeleri hesaplayacak sözleşme yaptıkları varsayılacaktır.

Öngörülemezlik, sözleşmenin kurulduğu sıradaki durum esas alınarak belirlenir. Öngörülemez olan olayın kendisi değil, meydana getireceği sonuçlardır.[20] Öngörülemezliğin somut olayda var olup olmadığını, her durumda tarafların delilleri toplandıktan sonra, her bir somut olay için mahkemeler tarafından belirlenecektir.

Olay Sebebiyle İfanın İmkansız Olması Gerekir

Borçlunun sözleşmenin kurulduğu sırada ifa imkânsızlığına neden olan mücbir sebebi bilmemesi gerekir. Zira, sözleşme kurulmadan önce meydana gelen mücbir sebep sonucu ortaya çıkan sürekli imkânsızlık başlangıçtaki imkânsızlıktır. TBK m. 27/I gereği başlangıçtaki imkânsızlığın varlığı hâlinde sözleşme geçersizdir.[21]

Mücbir sebebin sürekli olduğu hâllerde borcun ifası imkânsızdır. Buna karşılık, borcun ifası ne kadar güçleşmiş olursa olsun yerine getirilebiliyorsa mücbir sebep yoktur; beklenmeyen hâl vardır. Bir başka deyişle, mücbir sebep aşırı ifa güçlüğü sonucunu doğurmaz. Aşırı ifa güçlüğü, mücbir sebep nedeniyle borcun ihlâl edildiği hâllerin dışındadır. Mücbir sebep sonucu borçlunun aslî edim borcunun tamamı imkânsızlaşabileceği gibi bir kısmı da imkânsızlaşabilir. Bu durumda, kısmî imkânsızlık  söz konusu olur.[22]

Uygun İlliyet Bağı Bulunmalıdır.

Mücbir sebep, borcun ifa edilememesinin uygun sebebi olmalıdır. Mücbir sebep ile sözleşmenin yerine getirilememiş olması arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalıdır. Örneğin daha önceden siparişi verilmiş olan bir otomobilin, Koronavirüsden kaynaklı olarak sokağa çıkma yasağı uygulanması sebebiyle zamanında üretilip teslim edilememesi durumunda uygun bir illiyet bağının var olduğu kabul edilmelidir. Çünkü söz konusu araç ancak otomotiv fabrikasında üretilebilmektedir. Buna rağmen, yapay zekalı robotlar kullanılarak bu araçların üretilmesi mümkün ise; yine de araç üretilememiş ise, araç üreticisinin uygun illiyet bağının ispat etmesi gerekecektir.

Sonuç

Mücbir sebep mer’i olan 38 ayrı kanunda geçmesine rağmen bu kanunlardan hiçbirisinde tanıma yer verilmemiştir. Bu sebeple de uygulamada mücbir sebebin çerçevesi doktrin ve yüksek mahkeme içtihatları ile belirlenmektedir. Her ne kadar mücbir sebep daha çok sözleşme hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda gündeme gelse de; zaman zaman idari davalarda da söz konusu olabilmektedir.  Doktrin ve yüksek mahkeme kararlarına göre; mücbir sebebin tarafların kontrol alanlarının dışında gerçekleşmiş olması, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihte mücbir sebebin öngörülemeyecek olması veya olay öngörülse dahi, olayın somut etkisinin bu denli büyük olacağının öngörülememesi, tüm önlemler alınmasına rağmen mücbir sebebin sözleşme edimini ifayı imkânsız hale getirmesinin önlenememesi ve ilgili olayın sözleşmede mücbir sebep olarak öngörülmüş olması durumlarında mücbir sebebin var olduğu kabul edilmektedir.

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 25.01.2020 tarihli basın açıklamasıyla Elazığ ve Malatya illerinde 24.1.2020 tarihinden itibaren 3 ay süreyle VUK  uyarınca mücbir sebep halinde olduğu kabul edilmiştir. Mücbir sebep süresince; verilmesi gereken vergi beyannameleri ve bildirimlerin verilme süreleri, bu beyanname ve bildirimler üzerine tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri, deprem tarihinden önce tahakkuk etmiş ödeme süresi mücbir sebep hali ilan edilen süreye rastlayan her türlü vergi, ceza ve gecikme faizinin ödeme süresi, motorlu taşıtlar vergisi taksit ödeme süreleri uzatılmıştır. Ayrıca bu illerde bulunan vergi mükelleflerinin vergi borçları da gerekli şartları taşımaları kaydıyla faiz alınmaksızın 24 ay süreyle taksitlendirileceği, diğer taraftan depremde varlıklarını kaybeden vergi mükelleflerinin VUK’un 115. maddesi uyarınca terkin talep etmelerinin mümkün olduğu, belirtilmiştir.[23] Devlet, her hangi bir yargı yoluyla kendisine müracaat olmaksızın depremi mücbir sebep olarak kabul etmek suretiyle vatandaşlara bir kısım kolaylıklar sağlamıştır.

Mücbir sebep kavramı nisbi bir nitelik taşır. Yani nisbilik niteliğine göre, bazı olaylar meydana geldiği yer, hukuki ilişki, zaman özellikleri ve sorumlu veya borçlu kişinin faaliyet veya işletmesine göre farklılık gösterebilir. Bu sebeple her olay değerlendirilirken meydana gelen bir olayda, öncelikle bu olayın hangi şartlarda ve zaman diliminde meydana gelmiş olduğu, sorumlu kişinin faaliyet ve işletme çeşidine göre olay, mücbir sebep olarak kabul edilecek ya da edilmeyecektir.[24]

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi; “Depremin mücbir sebep olarak kabul edilip, zararla illiyet bağını kestiği kabul edilemez ise de; ne zaman ve hangi büyüklükte olacağı öngörülemeyen ve sonucu gerçekleştiğinde büyük bir yıkıma sebebiyet veren, bölgede herkesi etkileyen en büyük doğal afet olduğu da kabul edilmek zorundadır.” Şeklindeki kararı ile; Dünya Sağlık Örgütü tarafından Koronavirüs (COVID-19), tüm dünya yüzeyi gibi çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalık olarak tanımlanmış olmakla, sözleşmelerden kaynaklanan ifa imkansızlıkları durumunda illiyet bağını ispat edebilen kişiler Koronavirüs (COVID-19) salgını mücbir sebep olarak ileri sürebileceklerdir.

Dolayısıyla, olası ihtilaflarda taraflar arasındaki somut olayın özellikleri önem arz edecek ve yargılamadaki başarı şansını belirleyecektir.[25]

 

 

 

[6] ŞAHİN, Hale., “Mücbir Sebep Nedeniyle Borcun İfa Edilememesi”, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk An Ab Ilım Adlı, Yüksek Lisans Tezi, Mayıs 2019, s. 1

[7] ŞAHİN, Hale., age. s. 2

[8] EREN, Fikret. 2001. Borçlar Hukuku-Genel Hükümler-. Tıpkı 7th Baskı. İstanbul: Beta. s. 539.

[9] ŞAHİN, Hale., age. s. 24

[11]ŞAHİN, Hale., age. s. 22

[12] ŞAHİN, Hale., age. s.23

[13] ŞAHİN, Hale., age. s.38

[14] ŞAHİN, Hale., age. s.52

[15] ŞAHİN, Hale., age. s.54

[16] ŞAHİN, Hale., age. s.54

[18] ŞAHİN, Hale., age. s.55

[19] ŞAHİN, Hale., age. s.55

[20] ŞAHİN, Hale., age. s.61

[21] ŞAHİN, Hale., age. s.63

[22] ŞAHİN, Hale., age. s.66

[24] Öztürk, Tuba., İş Hukukunda Mücbir Sebep, T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi Ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı İş Hukuku Ve Sosyal Güvenlik Hukuku Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi İstanbul, 2011., S.145

[25] Esin, Filiz Toprak., Akbıyıklı., Cansu. “Koronavirüsün Sözleşmelere Etkisi ve Mücbir Sebep”, https://gun.av.tr/tr/goruslerimiz/makaleler/koronavirusun-sozlesmelere-etkisi-ve-mucbir-sebep

 


Etiketler: Koronavirüs, pandemi, mücbir sebep, ifa imkansızlığı, sözleşme hukuku, illiyet bağı,